Motosikletle Yarım Kalan Tatil Rotası

Posted: 12,Temmuz, 2011 in Gezi
Etiketler:,
2011 yılı benim için yorucu bir yıl oldu. İyi bir tatil nasıl olur diye düşünürken motosikletle tatile çıkmaya karar verdim. Motosikletle yollara düşmek tehlikeli olduğundan kendime yol arkadaşı bulmalıydım. Motosikleti olan arkadaşlarım şehirler arası yollarda kullanmadıkları için onlara teklif bile etmedim. Sadece “www.motosiklet.net” sitesinden
tanıdığım ve daha önce birlikte gezi yaptığımız bir kişiye birlikte gitmeyi teklif ettim.Oda gelemeyeceğini söyleyince geziye tek başıma çıkacağım belli oldu. Tek başına motosikletle yola çıkmanın olası tehlikeleri epey fazlaydı. Bir sürücü çarpıp kaçsa kaderimle başbaşa
kalmak, hastalanıp yola devam edememek, motorun arıza yapması nedeniyle yolda kalmak bu tehlikelerden bazılarıydı. Ama motosikletle yollarda olmak bambaşka bir zevk olacaktı.Tatil rotamı 3 etap olarak planladım. Her etap sonunda bir kaç gün konaklamayı planladım. Egeden Akdeniz kıyılarına kadar uzanan ve 1000 km. yi aşan bu rotayı bir kerede gidebilmek benim için imkansızdı.

1. Etap : Feribotla Yenikapı-Bandırma. Bandırma’dan Güzelçamlı. Güzelçamlı’da bir kaç
gün konaklama.

2. Etap : Güzelçamlı’dan Göcek. Göcek’te bir kaç gün konaklama.

3.Etap : Göcek-Antalya. Antalya’da akraba ziyareti. Antalya-Kemer. Kemer’de akraba ziyareti.
Olimpos'ta bir kaç gün konaklama.

Dönüş yolu: Olimpos’tan sahil yolu üzerinden Göcek. Ve geldiğim yol üzerinden dönüş.



Tatile gitmeyi planladığım motosiklet Honda CBF150 idi. Yeni aldığım bu motosiklet aslında şehir içi kullanım için tasarlanmış hava soğutmalı 150cc hacminde 12 beygir motoru olan küçük bir motosikletti. Her 100 kilometre sonunda motoru dinlendirmem gerekecekti. Aslında bu dinlenmeler benim için de gerekiyordu. Böyle küçük bir motosikletle uzun bir tatil rotası cesaret isteyen bir işti. Yorucu geçen öğretim yılı bana bu cesareti vermişti. Mesafe ve zaman olarak kısa sayılmayacak bu tatil rotamda daha başlamadan değişiklikler yapmak zorunda kaldım. Çünkü birinci etap sonunda konaklamayı düşündüğüm Güzelçamlı Art Hotel‘de yer yoktu. Önceki senelerde de kaldığım Art Hotel denize sıfır, özel plaja sahip güzel bir oteldi. Üstelik yemekleri de benim beğenime uygundu. Benim için başka bir alternatifi yoktu. Güzelçamlı’da konaklamak yerine Kuşadası’nda bir gece kalıp yoluma devam etmeye karar verdim. Yenikapı’dan bineceğim Feribot 4 Temmuz Pazartesi sabahı 07:00′de kalkacaktı. Araçla gideceklerin 06:30′da orada olmaları gerekiyordu. Sabah 05:30′da kalkmam gerekecekti. 3 Temmuz 2011 gecesi telefonumuın alarmını kurup erkenden yattım. Heyecandan olacak, doğru dürüst uyuyamadım. Sabah zamanında kalkamadım. Telefonun alarmını ya duymadım yada hiç çalmadı. Eşim uyandırmasaydı feribotu da kaçıracaktım. Telaşeyle kalkıp hazırlandım. Aslında evden çıktıktan hemen sonra fotoğraf çekmeyi, feribota kadar olan yolun video kaydını yapmayı planlamıştım. Bunun için motosikletin yan çantasına kamera bağlantısı hazırlıklarını yapmıştım. Fakat geç uyanmam nedeniyle bunların hiçbirini yapamadım. Hızlı bir sürüşle Yenikapı’ya vardım. Feribota önce diğer araçları aldılar. Daha sonra bizi. Benden başka bir motosikletli daha vardı. Daha doğrusu benimkine motosiklet dersek ona uçak demek gerekiyordu(Yamaha FJR 1300). Yanında bayan artçısı olan motosiklet sahibi benle selamlaşınca içimden adam alçak gönüllü biriymiş dedim. Pahalı araç sahipleri pek alçak gönüllü olmuyor günümüzde. Motoru bırakıp yolcu salonuna çıktım. Fakat benim yerimde küçük çocuklar oturuyordu. Ailesi “siz öndeki boş yere otururmusunuz” deyince kabul ettim. Fakat yeni yerim duvar manzalarıydı:)

Feribotta koltuğumdan duvar manzarası.

Yenikapı-Bandırma feribotundan…

İki saatlik bir yolculuk sonunda Bandırma’ya ayak bastım.

Kamerayı yan çanta üzerine monte etmek için motosikleti müsait bir yere çektim.

İşe girişmeden önce kendi resmimi çektim.

Kamerayı sol yan çanta üzerine monte edeceğim.

Kilometre sayacını evden çıkarken sıfırlamıştım. Bandırmaya indikten sonra 24 km.de. Anahtarlıktaki şekil ruh halimi yansıtıyor.

Bandırma-Susurluk arası rahat ilerliyorum. Hız konusunda kendimi de motoru da zorlamıyorum. 80 km/h sabit gidiyorum. En yüksek hızım  100 km/h. Gerekmedikçe de hızımı yükseltmiyorum. Kamera yan çanta üzerinde eyreti duruyor gibi görünse de düşme olasılığına karşı  ikinci bir emniyet bağlantısı var.

Akhisar yakınlarında bir benzinlikte yemek molası verdim. Yakın bir zamanda bu yolda ölümlü bir kaza olmuş.

Ben yemeğimi yerken motosikleti de gölge bir yerde dinlendiriyorum. Çantalarım da bayağı dolu. Şnorkelden deniz gözlüğüne kadar herşey  var. Akhisar’dan sonra motosiklet sorun çıkardı. Giderken zaman zaman benzin bitmiş gibi yığılma yapmaya başladı. Bu durumun pek çok  sebebi olabilirdi. Havanın sıcaklığı epey artmıştı. Motor hararet yapmış olabilirdi. İçimi yolda kalma korkusu sarınca sürüşün keyfi kalmadı.  Üstelik motoru zorlayacak en küçük bir şey yapmamışken CBF150′nin böyle oyunbozanlık yapması beni hayal kırıklığına uğrattı. Akhisar’dan sonra kuvvetli rüzgar motosikleti sürüşü zorlaştırdı. Ayrıca arka çanta ve yan çantaların dolu olması ağırlık merkezini tamamen arkaya çektiği için motosikleti kontrol etmek biraz daha zor hale geldi. Rüzgarın etkisi ile ön teker adeta bir sağdan bir soldan  tekmeleniyordu.

Kuşadası’nda bulduğum ilk otele yerleştim. Hotel Kuşadası İnn idare eder bir otel. Oda kahvaltı 35TL Odada klima da var. Geceyi geçirdikten sonra sabah Göcek’e doğru yola koyulacağım. Otelin önündeki kaldırıma motoru çıkarıp, aydınlatma demirine zincirledim. Otel görevlisi “Abi o demir pek sağlam değil. Ona güvenme ” dedi. Ben motorun disk kilidini takıp direksiyon kilidini de kilitledim. Görevli “Biz  bakarız. Merak etme abi” dedi.

Motosikleti park ettikten sonra odaya yerleşip etrafı şöyle bir baktım. Otelin balkonu deniz manzaralı. Duş alıp biraz dinlendikten sonra otelin bahçesine indim.



Havuzun kenarındaki şezlonglardan birine yerleştim.  Havuzda biraz yüzüp bir şeyler atıştırdım. Biraz havuz sefası yaptıktan sonra Kuşadası’na ineceğim.



Kuşadası sahile inip biraz fotoğraf çektim.



Kuşadası’nda yemek yiyip biraz oyalandıktan sonra otele döndüm.
Sabah saat 07:00 de kalktım. Balkonda oturup sabah sessizliğinde etrafı seyrettim. 08:00′de otel lobisine inip kahvaltı saatini sordum. “Kahvaltı 09:00-10:00 arası” cevabını alınca kahvaltıyı yolda yapmaya karar verdim. Kahvaltı için beklersem sıcak havada yol almak zorunda kalacaktım.  Aslında bu karar da beni sıcak havada yol almaktan kurtarmadı. Daha sonra “keşke sabah 04:00′de yola çıksaydım” diye düşündüm.
Rotam Söke-Aydın-Yatağan-Muğla-Göcek idi. Motosiklet önceki gün çıkardığı sorunları çıkarmaz diye umuyordum. Bu düşüncelerle yola koyuldum. Kuşadası-Söke yolu üzerinde Çakır’ın yeri adındaki yerde mola verdim.
Çakır’ın yeri köy kahvaltısı veren şirin bir mekan. Mekanın sahibi gerçekten de çakır gözlü bir adam. Hoş sohbet bir kişi. Oğlunun CBF150 ile İstanbula yolculuk yaptığını anlattığında içimden “o motorla İstanbul’a nasıl gitmiş” diye geçirdim. Sonra bende de aynı motor olduğu aklıma geldi. Ben daha uzun bir yola gidecektim. Düşüncelerimde kendi kendimle çelişmem bana komik geldi.
Çakır’ın yerinde sabah kahvaltısı. Genellikle yemek yerken fotoğraf çekmeyi gereksiz bulurum. Yada unuturum. Burada da gözlemenin bir  dilimini yedikten sonra fotoğraf çekmek aklıma geldi. Çay ve yufka ekmeği birazdan gelecek.
Çakır’ın yeri.
Sonunda Göcek Limanındayım. Buraya gelmek biraz zor oldu. Motosiklet yolda kalmadı ama zaman zaman yığılma yapması beni tedirgin etti. Her an yolda kalma tehlikesinin etkisiyle hızımı düşürdüm. En fazla 70 km/h ile ilerlemeye çalıştım. Yatağan yakınlarındaki tırmanışlarda endişem bir kat daha arttı. Motorun hararet nedeniyle bu sarsıntıyı yaptığını düşünerek her fırsatta mola verip motorun soğumasını bekledim. Yavaş sürüş nedeniyle yolun  uzaması ve havanın sıcaklığı beni de olumsuz etkilemeye başlamıştı. Bu olumsuz etkenler nedeniyle fotoğraf ve video çekimi yapamadım.  Yoluma yakın iki tane Honda servisi vardı. Biri Marmaris. Diğeri de Fethiye. Fethiye daha uzakta olmasına rağmen benim rotama daha yakın  olması nedeniyle risk alarak Fethiye Honda servisine gitmeye karar verdim. Yavaş giderek ve sık sık mola vererek ilerlemeye devam ettim.  Fakat havanın sıcaklığının da etkisiyle iyice yorulmuştum. Kürek kemiği yakınındaki kaslarımda şiddetli bir ağrı vardı. Bu ağrı Bandırma- Kuşadası arasındaki yolda da ortaya çıkmıştı. Ayrıca gaz kolunu çevirdiğim sağ elimin bileğinde de ciddi bir ağrı oluşmuştu. Ama motosikletin sorunları daha öncelikliydi. Güç bela Fethiye Honda servisine vardım. Ustaya şikayetimi anlattım. İstanbuldaki D&B Honda servisinin tembihlediği üzere 2500km yağ değişiminin yapılmasını istedim. Usta motora bindi ve gitti. Usta döndüğünde “Çalış Plajına kadar gidip geldim. Herhangi bir problem çıkarmadı. Motorun sesi, çalışması ve gidişi gayet güzel” dedi. Normalde bu ustayla münakaşa ederdim. Ama yol ve sıcaktan öyle bir hırpalandım ki, “Yağ değişimini yapalım o zaman” diyebildim. Serviste otururken Kerim adında bir kişiyle tanıştım. Honda Dylan 150 motorunun bakımının yapılmasını bekliyordu. Bana kendi motorunu övdü. Hiç sorun çıkarmadığını süratli bir motor olduğunu anlattı. Ben de “O zaman senin motorun on tane CBF150 eder” dedim. Göcek’e gittiğimi öğrenince bana “Bende oradayım . Pınar Pansiyon’da kalmanı tavsiye ederim. Tekne gezilerine de “Akdeniz F” isimli tekneyle git.” dedi. Pınar pansiyonun numarasını aldım. Motoru beklerken telefon edip kalacak yerleri olduğunu öğrendim. Sadece oda ücreti 60 TL idi. Kahvaltı, yemek vermiyorlardı. Biraz pahalı bulmakla beraber kabul ettim. Kerim bey “Sen git benim adımı söyle. Fiyatta indirim yaparlar” dedi. Motoru teslim alırken CBF150′lerde kullanılan uzun yol bujisinin olup olmadığını sordum.(NGK CPR9EA-9). Yokmuş. İstanbul’da da sormuş ve bulamamıştım. Motorumu alıp Göcek’e doğru yola koyuldum. Kerim bey de motoruyla önümde gidiyordu. Fakat öyle bir hızlı kullanıyordu ki ona yetişemedim ve kaybettim.

Göcek’e varınca ilk işim Pınar Pansiyonu bulup yerleşmek oldu. Limanın hemen kıyısında deniz manzaralı güzel sakin bir pansiyon. Oda klimalıydı. Odaya yerleşip duş aldıktan sonra biraz yatıp dinlendim. Daha sonra sahile inip “Akdeniz F ” isimli tekneyi aradım. Fakat yoktu.”Yarın sabah bulurum. Bulamazsam da başka bir tekne ile geziye giderim”diye düşündüm.

Odamdan Göcek Limanı.
Motosiklete de uygun bir yer buldum. Odamın hemen önüne park ettim. Direksiyon kilidi, disk kilidi, Ve ardından kalın zincir kilit ile bağladım. Pansiyon görevlisinin neden bana şaşırmış gibi baktığını daha sonra anladım. Etraftaki motosikletlerde ne halat kilidi, nede disk kilidi yok. Motosikletleri öylece bırakmışlar. İstanbul’da yaşadığımız dünya buradan epey farklı galiba. Gezi tekneleri sabah 10:30′da hareket ettikleri için Göcek’teki ilk günümde tekne gezisine katılamadım.
Ertesi sabah tekne gezisine katılmakiçin limana indim. “Akdeniz F” teknesini kolaylıkla buldum. Teknede yolcuları kaptan Necdet beyin eşi Gülay hanım karşılıyordu. İlk bakışta zarif ve kibar bir insan olduğunu anlamak mümkündü. Tekneye binen her yolcuyu karşılayıp yerlerini gösteriyordu. Tekneye kadın eli değdiği anlaşılıyordu. Teknenin tuvaleti bile alışageldiğimiz gibi değil tertemizdi. Kendi kendime “Kerim beyin tavsiyesine uymakla iyi yapmışım.” dedim. Kaptana bir gün sonrası için de aynı tekneyle geziye katılacağımı söyleyip adımı yazdırdım. Göcek’te tekne gezisine katılacaklara tereddütsüz “Akdeniz F” teknesini öneririm. ( Rezervasyon için Necdet & Gülay Sarı  : 0532 263 64 88 – 0532 292 43 83)
Eşyalarımı motosikletin arka çantasına koyup çantayı da ayaklarımın altına koydum. Şnorkelim, gözlüğüm ve ben geziye hazırız. Tekne de kalkıyor zaten. Kaldığım Pınar Pansiyon, Limanın hemen arkasında görünen binanın sol tarafında.
Limandan ayrılırken bir fotoğraf çektirdim.
Necdet kaptan diğer tekne kaptanlarından farklı olarak koylara belirli bir sıra ile uğramıyor. Beğenmediği koya demir atmıyor. En uygun koya en uygun zamanda demir atmak konusunda oldukça başarılı. Önceki senelerde kirlenmiş koylara demir atıp yüzmemizi bekleyen kaptanlar da görmüş olduğum için bu duruma seviniyorum.
Göcek’te kaldığım üç gün boyunca iki günümü tekne gezisi ile değerlendirdim. Deniz önceki senelere göre biraz serin de olsa çok güzeldi. Demir attığımız hiçbir koy kirli değildi. Önceki senelerde kirlilik nedeniyle yüzmediğim koy olmuştu.
Yola çıkmadan önce deniz gözlüğü ve şnorkelimi evde bulamamıştım. Sirkeci’ye gidip yenilerini almıştım. Şnorkeli aldığım yerde satıcı bu şnorkelin özel mekanizması sayesinde suyun altında nefes almaya çalışsam bile içeriye su almayacağını söylemişti. Pek inanmamakla beraber almıştım. Suda deneyince satıcının doğru söylediğini anladım.
Balıklarla neredeyse arkadaş olduk. Küçük balıkların peşinde dolaşan fener balığını daha önce görmemiştim. Önce yılan balığı zannettim. Kaptan fener balığı olduğunu ve zararsız bir balık olduğunu söyleyince fener balıklarının peşine düştüm. Anladığım kadarıyla küçük balıkları avlamaya çalışıyordu. Bu konuda pek başarılı olamıyordu. Fakat tatil dönüşü yaptığım araştırma sonunda Kaptanın fener balığı olduğunu tahmin ettiği balığın aslında fener balığı olmadığını öğrendim.
Fener balığı üstteki resimde. Yılan balığı ise alttaki resimde görülen balık. Benim gördüğüm balık ise gövde yapısı ve suda ilerleyişi ile yılan balığına benziyordu. Fakat kafa yapısı farklı idi. Gagaya benzeyen uzun bir ağız kısmı vardı. Ve gözleri daha geride idi. İnternette yaptığım araştırmada bu balığın resmini adını sanını bulamadım. Yılan balığının bir çeşidi olduğunu tahmin ediyorum. Bir ara bir balık sürüsünün peşinde olduğunu gördüm. Bende bu balığın peşine takıldım. Bir süre sonra benden rahatsız oldu. Balık sürüsünün peşini bıraktı. Bana doğru dönüp donmuş gibi hareketsiz beklemeye başladı. Bende aynısını yaptım. Fakat bunun bir saldırı hazırlığı olabileceğini düşünüp oradan uzaklaşmayı tercih ettim.
Göcek’in koylarında yüzerken eğer karaya çıkmak istiyorsanız. Ayağınızda deniz ayakkabısı ile yüzmenizde fayda var. Ayakkabı yoksa deniz  kestanesine dikkat etmek gerekiyor. Bütün sene ayaklarımız karada olduğu için karaya çıkmamayı tercih ettim.
Göcek’te kaldığım üç gün boyunca Rotanın 3. etabını yapma konusunu düşündüm.(Göcek-Antalya-Kemer-Olimpos ).Motosikletin çıkardığı  sorunlara sırtım ve sağ bileğimin ağrısı da eklenince 3. etabı yapmamaya karar verdim. Uzun zamandır görmediğim akrabalarımı daha sonra ziyaret etmek gerekecekti. Telefon edip gidemeyeceğimi haber verdim. Ve dönüş yoluna başladım. Bu sefer sabah 06:00′da yola çıkarak sıcak havada alacağım yolu biraz azalttım.
Gökova körfezindeki tırmanıştan sonra sabah kahvaltısı için mola verdim. Seyahat boyunca en çok beğendiğim öğün sabah kahvaltıları oldu.
Hava yine ısındı. Motor ara ara tekleme yapıyor. Ben ise motor yolda kalır korkusu ile hızı düşük tutuyorum.
Eski motorum Kymco CK125′in konforu yoktu. Fakat CBF150 ile korka korka ilerlediğim bu yolarda eski motorumu aradım.
Evden çıktıktan sonra 999,9 km katetmişim.
Motora kıyamadığım için kapalı mekan yoksa köprü altlarında motoru soğutmak için mola veriyorum.
Ağaçlı köyü-Davutlar üzerinden Güzelçamlı’ya yöneliyorum. Bu yolu daha önce kullanmamıştım. Bol orman manzarası olan tam bir motosiklet yolu.
Daha önce yer olmadığı için kalamadığım Güzelçamlı Art Hotel’de kalmak istiyorum. İlk olarak oraya gideceğim.
Bir daha da Art Hotel’e gitmem. “Yer var ücret 90 TL ” dediler. Birkaç gün önce yer için aradığımda “ücret 60TL fakat yer yok” demişlerdi. Mübarek borsadaki hisse senedi gibi. Doluluk oranı yüksek olduğu için “ne tutturursak kardır” sistemini uyguluyorlar. Resepsiyon görevlisine “daha önce defalarca burada ailemle beraber kaldım. Fiyatlarınızı iyi biliyorum” deyince bozularak, ” Biraz doluyuz da” gibi birşeyler kekeledi.
Çeşme tarafında denizin soğuk olduğunu duymuştum. Sahile inip denizden çıkan birine denizin soğuk olup olmadığını sordum. Deniz sıcaklığının normal olduğunu öğrenince Kalacak yer aramaya koyuldum.
Doridaş Hotel’de özel plaj yok. Fakat gayet güzel bir otel. Milli Parkın denizi varken burada özel plaja gerek yok zaten. Oda kahvaltı 40TL . Oteli yabancı bir kişi işletiyor.
Otelden deniz manzarası.
Odama yerleşip bir duş aldıktan sonra milli parkın yolunu tuttum. Otelde kaldığım ikinci gün milli parka gitmek için çıkarken oda anahtarını  bırakmak için resepsiyona uğradığımda oteli işleten kişi oradaydı(Tahminen Hollanda’lı) Anahtarı verip çıkışa yöneldiğimde arkadan seslendi;  “para!”. Bende dönüp “para vermeden gidiyorum” dedim. Şakayı fazla uzatmadan “Çıkış yapmıyorum. Milli Park’a yüzmeye gidiyorum. Üç gün burada kalacağım” dedim.
Milli parkın 11 Km.lik bölümü ziyaretçilere açık. 11 km. sonunda Jandarma bariyeri var. Güzelçamlı’da kaldığım üç gün boyunca birinci gün  Aydınlık Koyu, İkinci gün Karasu Koyu, üçüncü gün Kavaklıburun Koyuna gittim.
Bir gün de öğleye kadar olan zamanımı Kuşadası Honda servisinde geçirdim.
Kuşadası Honda servisine giderken arıza ortaya çıksın diye tam gaz gittim. Bu arada Güzelçamlı-Kuşadası yolunun motosiklet sürüşü için oldukça zevkli bir yol olduğunu söylemeliyim. Kuşadası Honda servisinde motor ciddi bir kontrolden geçirildi. Yine uzun yol bujisini sordum. Yoktu. Motosikletin genel bakımı yapıldı. Murat usta “Bu problemle yeni CBF150 lerin bir kısmında karşılaşıyoruz. Sorunu çözme konusunda söz veremiyorum” dedi. Motorla uzun uzun uğraştı.. Fatura kesmesini istediğimde “Ne faturası borcunuz yok” dedi. 2 saate yakın süren bakım ve inceleme sonrası ücret istememesine şaşırmakla beraber teşekkür ederek ayrıldım. Güzelçamlı’ya kadar sürekli tam gaz kullandım. Motosiklet tekleme yapmadı.
Milli Parkın içindeki yol motosiklet ve bisiklet gezisi için ideal güzellikte. Park sınırları içinde sollama yapmak yasak. Ben tam da jandarma kontrolü olan yerde şerit değiştirdiğim için durdurup evrak kontrolü ve nasihate tabi tutuldum.
İçmeler koyu dışındaki koylar birbirine benziyor. Zemin taşlık. Deniz birden derinleşiyor. İçmeler koyunda kumsal var. Denizi ise sığ. Ben diğer koylarda denize girmeyi tercih ettim. En uzak koy olan Karasu koyunda biraz akıntı vardı.
Aydınlık koyuna indiğimde sahile inmiş domuzları gördüm. Ve ilk gün burada denize girmeye karar verdim. Şezlong ve güneşlik için 15 TL ödedim. Diğer koylarda ise 10 TL aldılar.
Domuz yavrusuna seslenince üzerime doğru gelmeye başladı. Domuz hayvanını pek tanımadığım için geri çekilmeyi tercih ettim.
Akşama doğru restoran dan yarım ekmek alıp domuz yavrularına vermek istedim. Bir anda çalılığın arasından bir sürü domuz koşuştu. Herhalde çok acıkmışlardı. Ekmek parçalarını bulunduğum yerden uzağa atarak bana yaklaşmamalarını sağladım. Fakat elimdeki ekmek bitince bir sürü domuzla karşı karşıya kaldım. Onlar ekmek istiyordu. Fakat bende ekmek yoktu. Bunu anlatmak mümkün olmadığı için selameti kaçmakta buldum. Kaçmak doğru değildi belki. Fakat ben ikinci bir hata yaptım. Peşimden koşan bir sürü domuzla sahilde güneşlenen insanların arasına daldım. Kargaşa görevlilerin müdahalesiyle kısa bir sürede sona erdi. Fakat duyduklarıma bakılırsa birkaç kişi bana kızmıştı. Bir daha domuzlara ekmek vermemeye karar verdim. Bu hayvanlara ekmeğin bittiğini anlatmak biraz zor.
Güzelçamlı’da üçüncü gecemde erken yatmam gerekiyor. Çünkü sabah 04:00′de kalkıp Yenikapı Feribotuna binmek üzere Bandırma’ya hareket edeceğim. Ben de motosiklet de sıcak hava koşullarından etkilenmeyelip diye böyle bir karar verdim. Sabah 04:00′de uyandırılmamı resepsiyon görevlisinden istemiş olmama rağmen telefonumun alarmını da kurdum. Eşyalarımı topladım. Çantalarımı hazırlayıp erkenden yattım. 04:00′de odamın telefonu çalınca hızlı bir şekilde hazırlanıp aşağıya indim. Oteli işleten kişi(Hollanda’lı sanıyorum) ağır yan çantalarımı motosiklete kadar taşıdı. Pek düzgün olmayan Türkçesiyle iyi yolculuklar diledi. Sabahın 04:00′ünde böyle bir jesti beklemiyordum. Yabancıların iş anlayışı bizden biraz farklı galiba.

04:15′te Güzelçamlı-Kuşadası arasındaki yolda ilerlemeye başladım. Hava serin. Montum olmasına rağmen üşüyorum. Motorda herhangi bir sorun yok. Benzinciye girip depoyu fulledim. Motorun farı yetersiz. Yoldaki bir çukuru görmeme tehlikesi var. 60-80 km/h ile gidiyorum.

Kuşadası-İzmir arasında ilerliyorum. Gün ağarmaya başladı. Motorda henüz tekleme olmadı.

Artık sabah oldu. İzmir-Manisa arasındayım. Yokuş tırmanmaya başladıktan sonra motor hafif hafif tekleme yapmaya başladı. Artık umursamıyorum. Yeni bir keşifte bulundum. Tekleme olunca gaz açıyorum. Motor düzgün ilerlemeye başlıyor. “Acaba debriyajmı kaçırıyor” diye düşünüyorum. Fakat debriyaj kaçırsa motorun sesi değişirdi. Seste değişme yok. Sanki benzin bitermiş yada gaz kolunu gevşetmiş gibi tekleyip bir saniye içinde düzeliyor. “Acaba gaz teli ve mekanizmasında bir boşluk mu var?” diye düşünüyorum.

Manisa-Balıkesir arasında rüzgarla mücadele etmeye başlıyorum. Sert rüzgar motoru bayrak gibi sallıyor.

Rüzgardan dolayı gidonu daha sıkı tutuyorum. Buda yorulmama neden oluyor. Sık sık mola veriyorum.

Rüzgar trübinlerini görmek bile istemiyorum. Rüzgarın daha kuvvetli olduğu yerlere kuruldukları için, sanki rüzgarın beni tokatlayacağını haber veriyorlar. Rüzgar trübinleri karşıki tepede belli belirsiz görünüyor.

Balıkesir’e 50 km. kala trafik jandarma tarafından kontrollü olarak veriliyordu. Hemen yolun sol tarafında takla atmış bir BMW otomobil gördüm. Siyah tişortlu olan sürücü biraz su içip kendine gelmeye çalışıyordu. Herhangi bir yarası olmadığını tahmin ettiğim bayan ise sarsılmış görünüyordu. Sağlık görevlisi onun tansiyonunu ölçüyordu. Herhangi bir yara almamalarını ya şanslarına yada BMW’ye borçluydular. İçimden “acaba sert rüzgar yüzünden mi takla attı” diye geçirdim. Sonra, “2 tonluk bu araca rüzgar nasıl takla attıracak?” diye düşündüm. Bu  dümdüz yolda yüksek hız, dikkatsizlik yada lastik patlaması nedeniyle olmuştu harhalde.

Artık dinleme zamanı geldi. Sırtım çürük gibi ağrıyor. Biraz da antrenmansızlık var tabii.

Masaj makineleri imdadıma yetişiyor. Sağdakine geçip çalıştırıyorum. Daha sonra bir de soldakine geçiyorum. Sağdaki makine biraz eskimiş. Saldaki daha iyi masaj yapıyor. Uzun yolda otomobil kullanırkende bu makinelerden faydalanıyorum. Masaj en az 150km. daha ilerleyecek bir rahatlık veriyor.

Yola düşme zamanı.

Bu rüzgar trübinlerini ne zaman görsem rüzgar tarafından tokatlanacağımı anlıyorum artık. Motosikleti sert rüzgarda kullanmayı pek zevkli bulmuyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam bu lokanta Aksakal’daydı. Açlıktan mı bilemiyorum yediğim patlıcan musakka ve kurufasulye mükemmeldi.

Bandırma’ya girdikten sonra önce yolu şaşırıyorum. Daha sonra sorarak limanın yolunu buluyorum.

Biletimi aldıktan sonra motoru park edip yakındaki çay bahçesine gidip oturuyorum. Feribot 15:30′da. Daha ikibuçuk saat var.

Ve feribot hareket etti. Herşeye rağmen tatilimin sona ermesine üzülüyorum.

Yenikapı’da feribottan indim.

Bu sefer Sirkeci-Harem araba vapurundayım.

Ve motosiklet gezim bitti. Yarım kalan tatil rotasında 1644 km. yol yapmışım. Motorun yağ seviyesini kontrol ettim. Eksiltmemiş. Kaza ve yolda kalma durumu yaşamadığım için yine de başarılı bir gezi olarak kabul ediyorum.
Yorumlar
  1. Aygul diyor ki:

    Gezi notlarini zevkle okudum Dilek. Diline saglik. Uzun bir yolculuk olmus. Ben de sanki seninle beraber ayni geziyi yapmis gibi hissettim. Verdigin isimler benim yolum oralara dustugunde isime yarayacak. Iyi ki yapmissin geziyi. Herseyi de iyi organize etmissin. Problem ciktiginda da neler yapacagini cok iyi biliyorsun. Tam kafa dinlemelik bir tatil olmus. Biz artik onumuzdeki senelerde gorusmenin yollarini arayalim. Sermin ve Can’s sevgi ve selamlar.

    Aygul.

  2. Özdilek KANDEMİR diyor ki:

    Teşekkür ederim. Sadece bir konuda övgüyü haketmemişim. Onu da karadenizli arızası olarak görebilirsin. Göcek’ten sizin oraya motorsuzda gelebilirdim. Bunun farkına Aysel telefonda “motoru bırakıp gelebilirdin” dediği zaman vardım. Ama çoktan dönüş yoluna çıkmıştım. İnanmak zor ama gerçekten böyle. İnşallah seneye görüşürüz. Gerçek bir karadenizli olarak inadına yine motorla geleceğim. Sevgi ve selamlar.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s