19 Mayıs’ta İzmir Gezisi

3 gün tatil yapma imkanını yakalayınca İzmir’e gitmeye karar vermiştim. Motosikletle sürüş yapma fırsatı yakaladığım için seviniyordum. Aslında İstanbul-İzmir sürüşünü bir çok kez yapmıştım. Motosiklet öyle bir hobi ki bir çok kez gittiğiniz rota sizi bıktırmıyor. İzmir’e Arkadaşları da davet etmiştim. Ben motosikletle onlar otomobille geleceklerdi. Yenikapı – Bandırma feribot biletini alıp hareket gününü beklemeye başladım. Otomobili olan arkadaş işleri nedeniyle gelmekten vazgeçince diğerleri de gelmekten vazgeçmişti. Aslında gece motosikletle yol yapmama kararı almıştım. Fakat arkadaşlar gelmeden önce hazırlık yaparım diye gece yolculuğuna karar vermiştim. Onlar gelmekten vazgeçince hayıflanmaya başladım. Boşuna motosikletle gece sürüşü yapacaktım. Savaştepe yolu en kestirme yoldu. Daha önce gece Savaştepe yolunda tuhaf durumlar olmuştu. “Oradan gitmem” diyordum. Bandırma-Balıkesir-Edremit-Burhaniye-Ayvalık güzergahı düzgün ve geniş asfaltlarına rağmen yolu uzattığı için bu güzergaha sıcak bakmıyordum. “Bandırma’da feribottan inince güzergaha karar veririm” diye işi sonuca bağladım. İkinci bir kötü haber daha vardı. Hava tahminlerine göre gideceğim gün yani Perşembe akşamı yollar sağnak yağışlı idi. Dönüş günü, yani pazar günü de yollar sağnak yağışlı idi. “Bu hiç iyi değil” diye düşünüyordum. Eşim “bileti iptal et. Gitmekten vazgeç” diyordu. Vazgeçmek karadenizli inadına pek uymuyordu. Gidecektim. Ve öyle de yaptım. Perşembe akşamı günün yorgunluğunu unutmaya çalışarak eve gidip daha önce hazırlamış olduğum küçük çantayı motoruma taktım. Yanımda yağmurluklar ve termal içlikler dışında pek bir şey yoktu.

Motorumla Harem-Sirkeci araba vapuruna bindim.

Bulutlara bakılırsa yağmur geliyordu. Rüzgar soğuk esiyordu. “Feribota kapağı attıktan sonra istediği kadar yağsın” diye düşündüm. Fakat üst yağmurluğu giydim. Çünkü feribottan önce ıslanırsam bütün yolculuğun tadı bozulacaktı. Motorumda Tucano Urbano elcik kılıflarının tekstil olmasına rağmen içeriye su almaması, büyük ön cam ve iyi rüzgar koruması önemli özelliklerdi. Silikon kulak tıkaçları da rahat bir yolculuk için gerekliydi. Yağmurda ön çantanın içine su almasını önlemek için büyük bir naylon poşetim vardı. 5 yıldır kullandığım emektar motorum hiç yolda bırakmamıştı. Savaştepe’den gitmek istiyordum. Fakat, Savaştepe’nin ıssız yollarında gece vakti motor arıza yaparsa sağlam bir macera olacağı kesindi. Rota konusunda hala kararsızdım. Kafamda bu düşünceler dolanırken vapur Sirkeci’ye vardı. Sahil yolundan kısa sürede Yenikapı’ya vardım. Feribotun araç girişi sırasında beklemeye başladım. Her zamanki gibi motosikletleri en son alacaklardı. Yanında durduğum motosikleti Honda PCX zannetmiştim. Fakat biraz dikkatli bakınca elektirikli motor olduğunu anladım.

Sahibiyle biraz sohbet ettik. Motorundan çok memnundu. Daha önce Kinetic elektirikli motor görmemiştim. Feribotta motoru park ettiğim yerde bisikletiyle seyahate katılan bir yolcu görünce biraz şaşırdım. Biraz da imrendim. Yolcu salonuna çıktıktan sonra 3 günlük tatile epey rağbet olduğunu anladım. Feribot kalabalıktı. Yolculuk boyunca koltuğumda pek rahat edemedim. Ya da karşılıklı oturma düzeninde diğer yolcu ile göz göre oturmak bana göre değil diyebilirim.  Satranç oynamaya dalınca zaman çabuk geçti.  Feribot saat 21:00 sularında Bandırma’ya vardı. Motorumu iskelenin yakınında bir yere çekip yol hazırlıklarına başladım. Savaştepe’den gitmeye karar vermiştim. Yaklaşık 270 km. yolum vardı.

Muhtemelen yağmurla karşılaşacağım için yağmurluklarımı giydim. Yine aynı nedenle Action kameramı su altı kabına koyup kaskıma taktım. 15-20 dk. Hazırlıktan sonra yola koyuldum.
Yolda Yamaha XCITY motoruma yeni taktırdığım 11 gr. Dr.Pulley varyatör bagalarını deneme imkanı buldum. Sonuçlar memnun edici. Motorun son hızı 7-8 km/h düştü. Fakat 130 km/h ye kadar dolu bir gaz kolu geldi. Özellikle uzun süre yol aldıktan sonraki dur kalk titreşimi tamamen yok oldu. Buna uzun süre çalışıp ısınan motor kayışının uzamasının neden olduğunu zannediyordum. Nedeni orijinal varyatör bagalarıymış.  Benim için önemli değil. Fakat, düşen son hızı düzelmek için 10 gr. baga kullanılabilir. Balıkesir yakınlarında trafik yoğunlaşınca “acaba kazamı var” diye düşündüm. Gecenin bir vakti yolların şehir içi trafiğine dönmesinin başka bir nedeni olamazdı. Bütün araçlar beklerken sağdan basıp gitmek ise pek keyifliydi. Araçların aniden sağa kırma olasılığına karşı hep tetikte ilerledim. Yoğunluğun sebebi ise kaza değilmiş. Trafiğin kontrollü olarak tek şeritten verilmesiymiş. Soma’ya yaklaştığımda artık üşümeye başlamıştım. Fakat termal içlikleri giymek için üstümdekileri çıkarmam gerekiyordu. Bunu yapacak uygun bir yer yoktu. Aslında yola çıkmadan önce giymeliydim. Bu hatanın bedeli titreyerek yol almaktı. Yağmur da başlayınca tablo biraz daha kötüleşti. Yağmurluklar ıslanmama engel oluyordu. Fakat soğuktan korumuyordu. Soma’dan sonra hipotermi nedeniyle artık vücudumda istemsiz kasılmalar başlamıştı. Bir benzin istasyonuna kapağı attım. İstasyon görevlisi giyinebileceğim yer gösterdiğinde çok sevindim. Termal içliklerimi giyip yola devam ettim. Artık titremiyordum. Fakat yeterince üşümüş olduğum için durum pek keyifli değildi. Yolculuk öncesi yorucu bir gün geçirmiştim. Bunun da etkisiyle sırtım ağrımaya başlamıştı. Neyse ki yaklaşık iki saatlik yolum kalmıştı. Sonunda eve vardım. Aceleyle üstümdekileri çıkarıp kendimi yatağa attım. Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Önceki gece yediğim soğuklardan bir eser kalmamıştı. Komşum ve akrabam olan Ahmet’in evine geçtim. Sabah kahvaltısından sonra beni ektiğini düşündüğüm arkadaşlara mesaj attım. “Yoldayız, geliyoruz” mesajını alınca şaşırdım. Hemen hazırlıklara başladım. Hazırlıkları tamamladıktan sonra Çandarlı’ya gidip arkadaşları karşıladım.

Mehmet ve Güray’la Çandarlı sahilde buluşunca ilk olarak “nasıl geldiniz?” diye soruyorum. Çünkü, otobüslerde yer olmadığını biliyorum. Mehmet “blablacar” isimli web sitesi aracılığıyla geldiklerini anlatıyor. “Helal olsun size” diyorum. Bizim bildiğimiz otobüs vs. yolculuk araçlarına göre çok yeni ve daha cazip bir yolculuk yöntemi. Web sitesi aracılığıyla iletişim kurup cüzi bir ücretle zaten o istikamete giden bir aracı kullanmayı sağlıyor. Hem araç sahibi, hem de yolcu için cazip bir yöntem. Akla gelen ilk soru “her iki taraf birbirine nasıl güvenecek?” oluyor. Bunun için web sitesinin bir takım önlemleri varmış. Sahilde Esinti Kafede oturup sohbet ediyoruz.
 
   
Esinti Kafe’den kalktıktan sonra Çandarlı Kalesinin etrafındaki eğlence mekanlarına  doğru yürüyoruz. Burada minik bir kordonboyu ve cadde üzerinde sıralanmış mekanlar var. Oldukça şirin bir yer olduğunu söyleyebilirim.
 
Musti kafe’nin kumsal üzerine kurduğu masaları görünce oturmaya karar veriyoruz. Sohbet ederken zaman çabuk geçiyor.
 
Güneş batınca artık yola çıkmaya karar veriyoruz. Ben motosikletle gideceğim. Arkadaşlarım taksiyle peşimden gelecek. Yola çıkmadan önce son olarak markete uğruyoruz. 8-10 km bir yolumuz var.
 
 Eve varınca komşum ve akrabam Ahmet’i de çağırdık. Ahmet’le ben mangalı hazırlarken, Güray ve Mehmet sofrayı hazırlama işine girişti.
 
Güzel bir sofra, güzel bir sohbet ve temiz hava. İnsana iyi geliyor…
Ertesi gün kahvaltıdan sonra denize indik. Denize gireceğiz. Fakat, suyun soğuk olduğundan eminiz. Bu nedenle çok da hevesli değiliz.  Sonunda denize girdik. İlk önce insan dışarı kaçmak istiyor. Fakat kısa bir sürede alışılıyor. Çok sevdiğim, gözlükle denizi seyretme işini pek yapamadım. Çünkü, suya kafamı soktuğumda daha çok üşüyorum. Deniz faslını uzun tutmadık. Çünkü, Mehmet’i Aliağa’ya bırakacağız. Ahmet’in arabasıyla Mehmet’i Aliağa’ya bırakıyoruz. Çandarlı’ya dönüp akşamı orada ediyoruz. Zaman çabuk geçiyor. Ertesi gün Mehmet biraz geç geliyor. Artık zamanımız doldu. Yemek yedikten sonra çıkacağız. Son yemeğimizi hazırlıyoruz. Bir kaç kişi işe girişince sofra kolay hazırlanıyor. Yemekten sonra arkadaşları acele ettiriyorum. Yola erken çıkarsam arıza, lastik patlaması vs. durumlarda feribotu kaçırma stresine girmem diye düşünüyorum. Onlar yine “blablacar” ile gidecekler. Zaten başka imkan yok. Çünkü, hiçbir otobüs firmasında yer yok.
Motorum ve ben yola hazırız.

 Yola çıkmadan önce son bir poz veriyoruz. Ahmet arkadaşları Çandarlı’ya bırakacak.
 
 
 Bergama, Soma yollar ve hava iyi. Fakat, Savaştepe’den sonra hava soğuyor. Yağmur başlıyor. Bu sefer hazırlıksız değilim. Termal içliklerimi önceden giymiştim. Yağmurlukları giyip devam ediyorum. Sorun yok.
Bandırmaya erken varıyorum. Feribot iskelesinin hemen yanındaki büfede köfte yiyor, Fenerbahçe basketbol takımının avrupa şampiyonluğu maçını izliyorum. Bu arada arkadaşlarla mesajlaşıyorum. Onlar da yoldalar. Köfteler çok güzel. Bir tane daha söylüyorum.
 
 Gezi sona erdi. Sirkeci-Harem araba vapurundayım. Gözüm sonraki gezide…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s